Köse, saldırıların "sınırlı savaş doktrini" çerçevesinde yürütüldüğünü, İran'ın iç ve dış politikada biriktirdiği sorunlar nedeniyle kırılgan hale geldiğini belirtti.
Prof. Dr. Köse, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki süreçle İran'ın oyalandığını, gerekli stratejik hazırlıkların tamamlanmasının ardından saldırıların başlatıldığını öne sürdü.
"Hava saldırısıyla devletler yıkılmaz, rejim değişmez; ancak ülke bütünlüğü zarar görebilir."
İran'da uygulanan iç baskılar, idamlar ve mutlak iktidar anlayışının toplumsal birliği zayıflattığını ifade eden Köse, dış politikadaki vekâlet stratejileri ve terör örgütleri üzerinden yürütülen hamlelerin Tahran yönetimini yalnızlaştırdığını söyledi.
Prof. Dr. Köse, saldırıların özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki askeri ve stratejik kapasiteyi hedef alabileceğini belirterek bunun küresel enerji dengelerini de etkileyeceğini kaydetti. Ayrıca, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Mahabad hareketi örneğini hatırlatarak, İran'da Kürt ve Beluç bölgelerinde benzer ayrılıkçı süreçlerin tetiklenebileceğini öne sürdü.
ABD'nin doğrudan rejim değişikliğine odaklanmadığını, İran'ı zayıflatmayı ve etkisiz bir aktöre dönüştürmeyi hedeflediğini dile getiren Köse, sürdürülebilir bir dönüşümün ancak demokratikleşme ve negatif hakların korunması ile mümkün olabileceğini vurguladı.
"Çare demokrasi, çare her inanç ve görüşün serbestçe yaşanabildiği seküler toplum yapısıdır. İran, Hamaney'in hataları nedeniyle bu fırsatı kaçırdı; artık yeni bir fırsat yok."
Prof. Dr. Köse, İran'daki gelişmelerin Orta Doğu'da yeni kriz alanlarını tetikleyebileceği uyarısında bulundu.